5 Mart 2012

Beyazperde.com Sinema Kulübü Açılıyor!


Türkiye'nin en köklü sinema sitesi Beyazperde.com, bir "sinema kulübü" fikriyle üyelerine yönelik yeni bir projenin temellerini atıyor. Beyazperde'nin sinema yazarlarını, sadık takipçilerini, sinema bloggerlarını ve ilgilenen tüm sinefilleri bir araya getirmeyi amaçlayan sinema kulübü, üyelerine çok özel sürprizleri de beraberinde getiriyor.

27 Mart 2011

Asıl Mesele Kaybedip Kaybetmemek Değil Yeğen...

Ekip Film’in tedirginlikle sunduğu Kaybedenler Kulübü nihayet 25 Mart’ta vizyona girdi. Beyazperde.com’da bütün mart ayı boyunca film için 3 ayrı organizasyon yarışması düzenledik; haberi, sosyal medyası yetmedi en 90’lısından bir de röportaj yaptık. Fakat film ve beraberinde getirdikleri üzerine söylenecekler henüz şimdi başlıyor.

Meraklısının bildiği üzere Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk’un 90’lı yıllarda yaptıkları Kaybedenler Kulübü radyo programının beyazperdeye kurgusal bir şekilde uyarlamasından ibaret olan film, haksız ve gereksiz yere Dövüş Kulübü, Issız Adam benzetmelerine maruz kaldı. Bu yazıda ise benim derdim, bu filmi sinema eleştirisine alet etmek değil; bilakis “kaybeden” olmanın nasıl bir eleştiri taşıdığını birkaç nokta üzerinden kendimce anlatmak.

12 Aralık 2010

Demokrasi Bir Gün Size de Lazım Olabilir…

2010 yılının en iddialı komedilerinden biri olarak reklamı yapılan Memlekette Demokrasi Var , bu yılın en komik filmi değil belki ama en trajikomik politik güldürüsü diyebiliriz. Televizyonun popüler dizilerinin (Çocuklar Duymasın) yapımcısı olarak, aynı zamanda reklam dünyasından da tanıdığımız Süleyman Nebioğlu, filmin senaristliğini ve yönetmenliğini üstleniyor. Nebioğlu’nun ilk uzun metraj sinema filmi olan yapım, birden çok handikapları olsa da bir ilk film hissi uyandırmayacak biçimde kotarılmış.

1 Ekim 2010

'1' Filmden Kaç Film Çıkar ve "Büyük Oyun" Örneği

Dikkat! Bu yazı eser miktarda “sürprizbozan" (spoiler) içermektedir.*

Türk sinemasında yeni bir “yapımcı-yönetmenler” devri başlamışken, sıkıcı sanat sineması olarak adlandırılan pek çok yapım yurtdışındaki sağlam festivallerden ödüllerle dönüyorken, yerli sinemamız üzerine yazarken kötümser olmamak gerek diye düşünüyorum. Zira yapıcı eleştiri, yıkıcıdan her zaman yeğedir. Fakat son dönem yerli filmler içerisinde fark ettiğim ortak bir meseleye değinmek yerinde olacak.

Yerli sinemada güzel şeyler oluyor dedik ama hem senarist, hem yapımcı hatta bazen kurgu editörü olarak sazı eline alan yönetmenlerimiz 90-100 dakikalık bir filmin içine bütün dertlerini sığdırma telaşı içine düşüyorlar maalesef. İster sinema okullarında, ister senaryo atölyelerinde olsun ders veren ve kendisi de senarist olan eğitmenlerin üstüne basa basa belirttiği önemli bir detay vardır: senaryonuz/filminiz tek bir konuya odaklansın. Bu tek konuyu besleyen yan hikayeler elbette olacaktır ama filmin derdi tek bir konuya yoğunlaşsın, onu layıkıyla anlatsın ve bitirsin. 


Mümkün mertebe seyircinin kafasında açığa yer bırakmayacak şekilde bitirsin; kısacası birden fazla mevzu anlatacağım diye senaryo havada kalmasın. İşte dananın kuyruğu da tam bu noktada kopuyor. Millet olarak kafamız çok karışık, hem bireysel hem toplumsal çok derdimiz, dışa vuracak çok şeyimiz var. Bu sinemamıza da, bu sanat içinde yoğrulan yönetmenlerimize de yansıyor ister istemez. Her şeyi aynı sepette, bir çırpıda vermek istiyoruz ve ardından seyircinin bizi anlamasını, dahası takdir etmesini bekliyoruz. Eh, bu bir çırpıda olacak, o kadar da mümkün bir durum değil. Hele ucuz komediler ile beyni yoğrulan, televizyon kültürünün bağrındaki seyirciye, bırakın 3-5 derdi bir arada anlatmayı, sulu göz aşk dramından daha fazlasını ifade eden bir yerli yapıma belli bir kitlenin dışındaki seyirciyi çekmek oldukça zor.

30 Eylül 2010

Polonya Ahlaki Kaygı Sinemasında Sistem Eleştirisi (Tez)

Limonluk.Net'ten dev Hizmet! Efenim daha önce şurada sözünü ettiğimiz üzere, Polonya sineması üzerine yazdığım, beni hayattan soğutan Yüksek Lisans tezimin giriş, içindekiler ve kaynakçasını konu üzerinde çalışanlara yardımcı olması açısından burada paylaşmak istiyorum. Vatana, millete hayırlı olsun.







27 Eylül 2010

Bir "Sonbahara Merhaba" ve Round-Up Yazısı!


Yapış yapış bir yaz bitti ve nihayet yağmurları, ince hırkalarıyla sonbahar girdi. Her zamanki gibi yazacak çok şey birikti. Bugün pazartesi ve geçen hafta sonundan kalan gazete ekleri masamın sol yamacında hala kendileri ile ilgilenmemi bekliyorlar misal. En azından Filmekimi özel sayfasını hazırladım, içim huşuu ile dolu artık.

23 Ağustos 2010

Kitapkolik'ten Ödüllü Yarışma

http://www.kitapkolik.net sitesinin editörleri sitelerinin tanıtımı için kitap ödüllü bir yarışma düzenlemişler ve Limonluk'tan bu yarışmanın ve sitenin tanıtımını rica etmişler. Kendilerini kırmıyor ve sitedeki yarışma bilgilerini burada paylaşıyoruz.

Kitapkolik.Net, Kitap Ödüllü Yarışma

Kitapkolik.Net ailesi olarak kitap ödüllü yarışma düzenliyoruz. Hediye semboliktir. Kazanan kişiye istediği kitap gönderilecektir. Kazanan çekiliş ile belirlenecektir. Her birey birden fazla çekiliş hakkı kazanabilir.

8 Ağustos 2010

Polonya Ahlaki Kaygı Sinemasında Sistem Eleştirisi

Başlık deli işi mi? Evet aynen öyle. Benim gibi bir çatlaktan da daha farklısı beklenmezdi zaten. Efenim bilenler bilir, benim son 2 yılımı yiyen bir yüksek lisans tezim vardı, konusu da aha başlıkta okuduğunuz "Polonya Ahlaki Kaygı Sinemasında Sistem Eleştirisi" idi. Çok yazdım, çok çizdim, çok tecrübe edindim, çok debelendim, çok bunaldım; nihayet son noktayı koydum, jüride savundum ve geçtim.

5 Temmuz 2010

Oyun Oyun İçinde...


Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.s.262

13 Ekim 2009 günüymüş Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar adlı romanını elime aldığım ilk gün. Bugün 4 Temmuz 2010, varın siz hesaplayın arada kaç ay, kaç gün geçmiş, araya başka kaç kitap girerek okunma önceliğini kapmış, ben kaç gün “ah gene elime alamadım şu kitabı” diye hayıflanmışım... ya da bunca zamandır arada kaç gerçek tehlikeli oyun oynamışım da, oyunların edebisini okumaya yaşamaktan fırsat bulamamışım.

20 Haziran 2010

Documentarist Belgesel Günleri



22-27 Haziran 2010 tarihlerinde düzenlenen DOCUMENTARIST - Şehir Filmleri Seçkisi kapsamında, şehir ve sinema ilişkisini ele alan filmlerin gösterimi Aksanat'ta gerçekleştirilecek.
Bilet Fiyatı: 4 TL.
Online bilet satış sitesi mybilet.com adresinden alınabilecek biletlerin ücreti ise sadece 4 TL.Kent ve sinemaya dair bu belgesel şölenini kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz.

12 Haziran 2010

İzmir'in Bir Ucu Karaburun...

Bugün güzel İzmir’in kuzey batı ucuna, Karaburun yarımadasına konuk oluyoruz.

Ege’nin maviliğine açılan ufuk manzarası ve oldukça virajlı dağ yollarıyla Karaburun, İzmir’in saklı sayfiye yerlerinden biri. Güneyinde popüler tatil merkezi Çeşme, doğusundaysa Urla ilçesi yer almakta.

415 km² yüz ölçümüne sahip olan Karaburun Yarımadasının coğrafyası, dağları denize dik inen tüm Ege’de olduğu gibi, oldukça engebeli. Öyle ki insan kıyı şeridi boyunca ilerlerken, masmavi denize doğru dönen virajların arkasında, şirin bir sahil kasabasının kendisini beklediğini unutuveriyor. Yeri gelmişken Karaburun’un merkezinin, İzmir'e yaklaşık 100km., Çeşme'ye ise 46km. mesafede olduğunu hatırlatalım.


8 Haziran 2010

Yeni Film 20. Sayısı Çıktı


Türkiye'de 2003 yılından bu yana sessiz sedasız yayınlanan ve ilk dönemlerinden itibaren kendisine sadık bir okuyucu kitlesi oluşturan bir sinema dergisi var : Yeni Film. 20. sayısı raflarda yerini alan bu dolu dolu sinema dergisinin basın bültenini paylaşmaktan zevk duyarız.




7 Haziran 2010

Cezayir

Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin başkenti ve en önemli limanı olan Cezayir şehri adeta küllerinden doğmuş bir Akdeniz kentidir. Şehir, kıyıya paralel giden Sahel Tepelerinin yamaçlarında, Cezayir Körfezi boyunca uzanır. Arapçada "ada" anlamına gelen adını, körfezde eskiden var olan küçük adalardan aldığı söylenir. Fakat bugün, biri dışında bu adaların tümü ya anakaraya bağlanmış ya da liman yapımı sırasında ortadan kaldırılmıştır.


5 Haziran 2010

Kariye ve Kariye Camii

İstanbul’un Edirnekapı semtinde eski Osmanlı evleri arasına saklanarak günümüze kadar gelen “Kariye Camisi”, aslında Son Bizans Dönemi’ne ait tarihi kiliselerden birisidir. Khora Manastır Kilisesi, olarak inşa edilen yapı 16. yüzyılda şehirdeki Osmanlı hakimiyetiyle birlikte, pek çok kilise gibi camiye çevrilmişti.


Surların hemen iç tarafında, Tekfur Sarayı’na yakın bire mesafede bulunan yapının tam inşa tarihi tartışmalıdır. Hem Yunanca isminin (khora: kent dışı,kır) yol açtığı tahminler, hem de bir takım eski kayıtlar halen net bilgi vermemektedir. Öte yandan Doğu Roma İmparatoru I. Aleksios Komnenos'un (1081-1118) kayınvalidesinin 11. yüzyıl civarında bu bölgede bir manastır yaptırdığı ya da harap bir kiliseyi onarttığı bilinmektedir.

4 Haziran 2010

Selim Evci ile 6. Kısa Film Atölyesi


AKSANAT temmuz ayı içerisinde çağdaş sanat atölyelerine yönetmen Selim Evci'nin altıncı kez düzenlediği Kısa Film Atölyesi ile devam ediyor. Atölyede temelde kısa film alanındaki deneyimlerin aktarılması ve teorik bilgilerle, üretim içindeki pratiklerin birleştirilmesi amaçlanıyor.



Çıkın O Dar Kozalarınızdan!


17. Altın Koza Film Festivali'nin Adana Büyükşehir Belediyesi'nin vekil yönetimi tarafından, İsrail saldırıları bahane gösterilerek ertelenmesine sinema camiasından gelen tepkiler çığ gibi artıyor. Festival komitesi ve sanatçı inisiyatiflerinden sonra, en son Türkiye Sinema Konseyi de Adana Büyükşehir Belediyesi vekaletini protesto eden bir bildiri yayınladı. Aşağıdaki bildiriyi Limonluk okuyucuları ile paylaşmayı borç biliyor, Türk sinemasını uluslararası camiada rezil-rüsva eden bu uygulamayı ve bu çapsız zihniyeti tekrar tekrar protesto ediyoruz. Umarız ki, sevgili Adanalılar biraz olsun tepelerinde nasıl bir yönetime mahkum olduklarının farkındadırlar. Zira en büyük tepkinin 16 yıldır bu festivalin düzenlendiği şehrin bizatihi kendisinden gelmesini bekleriz.


2 Haziran 2010

Side, Manavgat ve Manavgat Şelalesi


Yaz aylarının bütün sıcaklığı ile bastırdığı şu günlerde gezi bölümümüzde rotamızı bu sefer Akdeniz’in İncisi Manavgat’a çeviriyoruz.
Antalya’nın turistik ilçelerinden Manavgat’ın doğusunda Akseki, güneydoğusunda Gündoğmuş ve Alanya ilçeleri yer almaktadır. Güneyinde Akdeniz’in uzandığı ilçe, kuzeyde Isparta ve Konya ile komşudur.
Yüzölçümü 2.283 km2 olan Manavgat’ın kuzeyinde yükselen dağlar Batı Toroslar’ın bir uzantısıdır; en yüksek noktalardan biri 2405 metrelik Dumanlı Dağı’dır.
Köprü Suyu ve Manavgat Nehri ilçenin önemli akarsularıdır. Özellikle Antalya yöresinin en büyük akarsuyu olan Manavgat Nehri her dönem bu bölgenin başlıca su kaynağı olmuştur.



1 Haziran 2010

Altın Koza Film Festivali'nin Ertelenmesine Tepki

17. Uluslararası Altın Koza Film Festivali başlamasına çok kısa bir süre kala Adana Büyükşehir Belediyesi’nin gösterdiği bir bahane ile 'ertelendi' veya başka bir deyişle bu sene tamamen iptal olmasının önü açıldı. Festivalde görevli olan danışman ekip, kamuoyunu bilgilendirmek ve Adana Belediyesi’ne tepkilerini göstermek için aşağıdaki mektubu kaleme almışlar.
Kültür-sanat festivalinin "ertelenebilecek bir türkücü konseri" olmaktan öteye geçmediğini algılayamayan zihinler için gelsin :


Aksanat'ta Deleuze Günleri

Beyoğlu sanat gündeminin en önemli ayaklarından birini oluşturan Aksanat Haziran ayındaki söyleşi ve konferans etkinliklerinin büyük bölümünü İstanbul Fransız Kültür Merkezi ile birlikte düzenlediği Deleuze konferanslar dizisine ayırmış. 5 yıldır devam eden Gilles Deleuze seminerlerinin bu yıl ki teması "Deleuze ve Politikalar"' olarak belirlenmiş.



31 Mayıs 2010

Akademik Sinema Kaynakçası


Polonya Sineması üzerine yazdığım ve 2 senedir dillere destan olan tezim hala daha bitmezken ve ben erişemediğim bir kaynakçaya ulaşamaya çalışırken karşıma sinema
incelemeleri için kullanılan bibliografyaların tabir-i caizse kralı, çıktı!

Sen misin yayıncı hakkı hık mık diyip de kaynakçayı saklayan?
Buyursunlar okuyamayacağınız kadar çok akademik sinema kaynakçası.

http://novella.mhhe.com/sites/0073386138/student_view0/bibliography.html


1 Nisan 2010

"La mort de Marat" Üstüne Wajda'dan Bir Güzelleme...


"Resim sanatını ele alalım. David'in Marat'ya ithaf ettiği olağanüstü bir tablosu vardır. Danton üzerinde çalışırken elime bu tablonun bir taslağı geçti. Bir küvet; içinde her yanı kana bulanmış yatan Marat, yerde bir bıçak -her şey biçimin yatay düşünüldüğü izlenimini uyandırıyor. Gene de tabloda her şey dikey!



16 Mart 2010

Türkiye'nin İlk Kısa Film Sineması, Nazım Hikmet Kültür Merkezi


Ben hala gidip görememiş ya da film yollayamamış olsam da, bunlar sinema sahalarında görmek istediğimiz hareketler. Tıpkı canla başla hazırlanan yasa tasarısı kampanyası gibi. Türkiye'de kendi yağıyla kavrulan sinema sektörü çok acayip işlerin altına imza atarken, çok daha güzel günlere evrildiğimizi düşünüyorum. Umuyorum. Ummak istiyorum...
Buyursunlar efenim basın bültenine...



24 Şubat 2010

Akbank Sanat Çağdaş Sanat Atölyesi Mart Ayı Etkinlik Programı


6. Akbank Kısa film festivalinin 1 Mart'tan itibaren başlamasıyla Aksanat'ta gerçekleştirilen sinema atölyelerine de ağırlık veriliyor. Bu ayki etkinlik bülteninde 3 ayrı sinema atölyesi sinema amatörlerinin katılımını bekliyor. Her etkinlik için rezervasyon gerekiyor, bu yüzden elinizi çabuk tutmanızı tavsiye deeriz!

1 Şubat 2010

42. SİYAD Ödülleri Sahiplerini Buldu!


Efenim hayırlı olsun bir adet daha çok tartışılacak Sinema Yazarları Derneği Ödüllerini de geri bırakmış bulunuyoruz.
42. SİYAD ödüllerinde Taylan biradelerin “Vavien”i beş ve Reha Erdem'im Hayat Var'ı dört kategoride aldıkları altın heykelcikle tabiri caizse ödülleri silip süpürmüşler.




13 Ocak 2010

42. Siyad Ödül Adayları Açıklanırken…

Ben maalesef orada değildim, ama sabah oldu basın bülteni önüme alıp hemen incelemeye başladım.
Gönül isterdi ki listedeki filmlerin hepsini görmüş olarak bir değerlendirmede bulunabileyim, ama ancak %80’inini seyredebildim. Adaylıkların çoğunda gözüme takılan nokta sene sonuna doğru gösterime girmiş olan filmlerin listede ağırlıkta olması oldu.

Hayat Var


12 Ocak 2010

Gitti Geldi: Vavien!


Dikkat! Bu yazı film hakkında izlemeyenler için bolca ipucu ve detay içermektedir. Filmi seyrettikten sonra okumanız şiddetle tavsiye olunur…

Geçen cumartesi (9 Ocak 2010) nihayet Vavien'e gitme fırsatını kendime yarattım. İstanbul’un fazla rağbet görmeyen ve bütün kampanya, bilet indirimlerine rağmen can çekişen sinema salonlarından birinde, Osmanbey’deki Gazi Sinemalarında akşamüstü seansına girdim. Hem de Kuştepe’den yarım saat içerisinde, bildiğiniz koşturarak yetiştim 17:00 gösterimine. İçeri girdiğimde film başlayalı henüz 3 dakika olmuştu. Bankamatikten para çekmek zorunda olmasaydım o gecikme bile olmayacaktı hani. Neyse, yer gösterici elemana 1 lirayı uzattığımda yorgun, terli ama mutluydum.





10 Ocak 2010

En İyi 15 "Film Noir"


İnternetin en kapsamlı “film eleştirisi” sitelerinden biri olan MRQE, EN’eri seçtiği film listelerine bir de Film Noir (kara film) seçkisi eklemiş. İlgi çeken bir tür olduğu için, üzerine yazılmış onlarca kitap ve benzeri listeler görmüş olabilirsiniz. MRQE listesi türün adını yeni duyanlar, merak edenler ve nereden başlayacaklarını bilemeyenler için yararlı bir çalışma olmuş. Aynı başına filmlerin sitede aldığı oyları eklemeyi de ihmal etmemişler. Buyrun önce kara film türüne dair makale alıntımızı okuyun, ardından da 15 filmlik seçkiyi seyreleyin!

4 Eylül 2009

KATHE KOLLWITZ (GERMAN 1867-1945)

Alman Dışavurum Sanatı'nın öncülerinden oymabaskı sanatçısı ve heykeltraş Käthe Kollwitz (1867-1945), Doğu Prusya'da Dresden yakınlarında Königsberg'de (bugun Kaliningrad) doğdu.Sosyalist dünya görüşüne sahip olan bir aileden gelen sanatçının babası kızının yeteneğini daha küçük yaştayken keşfedip onun ünlü resim ve grafik ustalarından ders almasını sağladı.






3 Eylül 2009

YKY Bülten'in Eylül sayısı


















Yapı Kredi Yayınları ücretsiz dağıttıkları bültenlerinin dijital versiyonunu da pdf olarak yollamış. Paylaşmayı bir borç bilirim...


Bu ayın “vitrin”inde ve “orta sayfa”sında, YKY’nin yayımlanışının 50. yılında numaralı özel basımını yaptığı Onat Kutlar’ın Ishak’ı var. Bu büyük ve unutulmaz eser, hepsi numaralı 3 bin nüshalık tek bir basımla yeniden okurlarıyla buluşuyor... Yurt koğuşunda, kahve köşelerinde yazılmış dokuz kısa öyküyü bir araya getiren Ishak, 1959’da a Dergisi Yayınları’ndan çıktığında, Onat Kutlar 23 yaşında, Kadırga Yurdu’nda kalan, taşralı bir hukuk öğrencisiydi. Modern öykücülüğümüzün tohumu ve yeni bir dönemin simgesi olduğu kadar, günümüz öykücülüğü için de hâlâ bir mihenk taşıdır İshak.

2 Eylül 2009

İstanbul’un Rengi…

Başlığa aldanıp da rengarenk İstanbul gecelerinden ya da kozmopolit renk cümbüşünden bahsedeceğimi sanmayın. Bu sefer kelimelerin birincil anlamını kullanıyorum; İstanbul’un kent rengini sorguluyorum.



Hayatımda hiç yurtdışına çıkmadım. Türkiye’nin de genelde batıdaki şehirlerini tanırım, Anadolu’yu tek günlük Ankara turu dışında geçmişliğim, Karadeniz’i de hızlandırılmış yayla turu dışında doya doya tatmışlığım yok. Ama İstanbul’u iyi bilirim. Başka bir dünya şehriyle karşılaştıramayacak olsam da, İstanbul’un içini dışını, dokusunu, dokumasını iyi bilirim. Ve benim bildiğim İstanbul gridir!

Ankete Gel Vatandaş!

Digiturk'te ya da D-Smart'ta sadece "Avrupa Sineması" odaklı tematik bir sinema kanalı olması bu yayın sistemine geçmenizde bir etken olur muydu?

.